Deloitte, "Finansal Merkezlerin Değişen Görünümü" raporu hazırladı. Gelişmiş ve gelişmekte olan finansal merkezlerin rekabet stratejilerini değerlendiren, Uluslararası Finansal Etki Bölgelerinin (UFEB) ülke ekonomileri açısından önemini vurgulayan çalışmada, finansal merkez sayısının henüz küresel çapta doyum noktasına ulaşmadığı ve gelecek on yıl içerisinde 40 yeni merkezin ortaya çıkabileceği bildirildi.
Rapora göre, İstanbul, Pekin, Panama ve Varşova, bu yeni finansal merkez dalgasının önünde yer alma potansiyeline sahip.
Çalışmada, politik, hukuksal, düzenleyici ve mali boyutları ile bir bütün oluşturan "Uluslararası Finansal Etki Bölgeleri"nin ticaret hacmini artırarak ekonomik canlılığa katkıda bulunduğu vurgulandı. Çalışmaya göre, bu bölgelerin sağladığı avantajlar, bütün ülkeleri uluslararası bir finans merkezine sahip olmak için rekabete zorluyor.
Deloitte'un çalışmasında, mevcut uluslararası finans merkezlerinin tahtlarını önümüzdeki yıllarda sallamaya aday, yükselmekte olan merkezler arasında İstanbul'un ön saflarda yer alma potansiyeli olduğu kaydediliyor.
Çalışmada, bu bölgelerin giderek daha fazla gelişmesinin temel nedenleri arasında, gelişmiş bir finansal hizmetler sektörünün ülkenin GSYİH'a yüzde 8 ile yüzde 10 civarında katkı yapması, küçük ülkelerin uluslararası bir finansal merkezine sahip olarak ekonomik ve politik açıdan güçlenme isteği ve finans merkezlerinin bölgesel istikrara ve rekabet gücüne katkısı sıralanıyor. Ayrıca, riskli ama daha yüksek getirili yatırımların odağı olması, iş dünyası için bir prestij unsuru olarak görülmesi de diğer temel nedenler olarak belirlendi.
Çalışma, UFEB'lerin rekabet bileşenlerini 15 başlıkta ele alıyor. Politik istikrar, coğrafi konum, yasal ortam, birincil düzenlemeler ve düzenleyici kurumlar, mali ortam ve sorumluluklar bileşenleri rekabette öne çıkmada ve stratejilerin başarısında daha temel ve ayırt edici bileşenleri oluşturmaktalar. Çalışma, bu bileşenlerin değiştirilmesinin ve geliştirilmesinin genelde daha zor olduğunu vurguluyor. Bu bileşenler içerisinde asıl rekabet üstünlüğü yaratanın ise anlaşmazlıkların hızlı bir şekilde çözülmesini sağlayan yargı mekanizmaları kurmaktan geçtiği belirtiliyor.
Çalışma; rekabet faktörlerini göz önünde bulundurarak tanımlanacak bir stratejinin, iyi anlatılan bir amacı, zaman planını, coğrafi odağı, yatırım hızını, boyutunu, risklilik oranını ve uzun vadeli bir yol haritasını mutlaka içermesi gerektiğini vurguluyor.
Gelişmekte olan uluslararası finans merkezlerinin henüz yaşam döngülerinin başlangıç aşamalarında olduğunu ifade eden çalışma, bu alandaki rekabetin şiddetinin artacağını, bunun yanı sıra piyasanın da büyüyeceğini öngörüyor.
Çalışmanın sonuçlarını değerlendiren Deloitte Türkiye Danışmanlık Ortağı Ayşe Epikman şunları kaydetti:
"Deloitte dünyadaki finans merkezlerine, yönetim, vergi, mali ve düzenleyici çerçeveye yönelik danışmanlık hizmetleri başta olmak üzere geniş bir yelpazede hizmet veriyor. Sadece uluslararası finans merkezlerine yönelik hizmet veren uzman ekibe sahip. Uluslararası ticaretin etkin bir şekilde yürütebilmesi için oluşturulan finansal ortam, ülkenin ve bölgenin ticaret hacmine de önemli katkı sağlıyor. Ayrıca, bu merkezlerin gelişimi, eğitim, sağlık ve turizm gibi tamamlayıcı sektörleri de olumlu bir şekilde etkileyerek ülkelerin saygınlıklarını artırıyor.
Deloitte Türkiye olarak, gelecek 10 yıl içerisinde bu merkezler arasında yerini alması gerektiğine inandığımız İstanbul'un kendine özgü avantajlarından yararlanarak başarılı stratejileri hayata geçirmesi için hazırlanan yol haritasının ivedilikle hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. İstanbul'un uluslararası bir finans merkezi olması Türkiye ekonomisinin gücünün ve saygınlığının katlanarak artmasını sağlayacağına inanıyoruz."